Fırat Çöloğlu Resmi Web Sitesi
Fırat Çöloğlu Her Hafta Sitemize Geliyor...Hadi Durma Sende Yasa


Fırat Çöloğlu Resmi Web Sitesi
 
AnasayfaTakvimSSSAramaÜye ListesiKullanıcı GruplarıKayıt OlGiriş yap

Paylaş | 
 

 SEvgiLiye Mektup1

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek 
YazarMesaj
FıratkoLik~Cansu
Süper Moderatör
Süper Moderatör
avatar

Mesaj Sayısı : 271
Doğum tarihi : 27/09/93
Yaş : 24
Nerden : ßodrum
Başarı Puanı :
0 / 1000 / 100

BağımLıLık. :
0 / 1000 / 100

Kötü İtibar :
0 / 1000 / 100

Kayıt tarihi : 01/12/08

MesajKonu: SEvgiLiye Mektup1   Salı Ara. 02, 2008 4:59 pm

Golge is on a distinguished road

Post Sevgiliye Mektup - 1
Deli olmamak elde değil...

Şu an herkes çoktan attı kendini rüyaların kollarına... Bense bu saatte ayaktayım, seni düşünüyorum her zaman olduğu gibi... Hayalini merak etme; o benim yanımda ve çok iyi... Senden çaldığı o güzel tebessümü yüzünde taşıyor. Hele gecenin mavisi ona nasıl yakışmış bir bilsen; ışıltısı gözlerimi kamaştırıyor , bakamıyorum ona... Ellerinin sıcaklığını aramıyor elleri, gözlerinin güzelliğini de onun sayesinde fark ettim biliyor musun?.. Sana karşı anlatamadığım duyguları ona anlattım ve her susmalarımın ardından bir çığ gibi yükselen feryadımı duydukça bana sevgi dolu sarılışını sevdim. Yıllardır yüreğime damla damla akıttığım aşk denizinin kutsallığını önce bu ayaz gecelerde üşümeme izin vermeyen hayalinde, sonrada sende bütünleştirdim. Dünyaya açılan penceremin önünde sere serpe yatan yolun sevda taşlarını üstüne basıp geleceğini biliyordum, her sokağın köşesine yaklaştığımda yüreğimin; o köşenin ardına gizlenmiş hayalinle karşılaşacağımı bilmesinden mi bilmiyorum ama uçacak bir kuş misali hızlı hızlı çarpmasını hissettikçe sensizliğimin hasreti bir kat daha artıyordu. Geceler sen demek oluyordu benim için... Ben bu yüzden vazgeçemeyeceğimi sandığım uykularımdan vazgeçiyordum; çünkü geceler sen demekti ve ben seni izliyordum, uyuyamazdım... Gözlerimi kapattığımda senle dolu gecelerimi ve seni kaybetmekten korkuyordum. Yüreğim dayanamazdı bu acıya... Geceler seni yaşadığımı gördükçe kıskanıyordu ve ayazını benim üstüme intikam almak istercesine yolluyordu, sertleşiyordu, sen; inadınla sevgiye karşı bir duvar örmeye çalışıyordun, bense gözlerinin masumane bakışlarını gözlerinde, yakamozun gülüşünü yüzünde saklayan hayaline daha da sıkı sarılıyordum, tercihini sevmemekten yana kullandığın, aramıza duvar örmene sebep olan inadına inat... Seni kaybetmek istemiyordum... Senin toyluğunu, sevecenliğini, neşeni, sadeliğini, göze batan güzelliğini kirletmelerinden korkuyordum. Ve senin bedeninin üstüne senden habersiz, seni elde etmek uğruna yazılan senaryoları ve sana karşı oynanacak oyunları gördükçe bu korkum eskisinden de keskinleşiyor, ve yüreğimi ortadan ikiye ayırıyordu... Koktuğum her şey başıma geldiğini bildiğimden artık korkularımı yaşamak istemiyordum... Uykusuz gecelerde, kış ortasında etrafın beyazlığında çırılçıplak dışarıda bırakılmış bir çocuk gibi tir tir titreten ve düşündüğümde senli gecelerimi kabusa çeviren en büyük korkum; beni anlamamandı... Sense bu korkularımdan beni çekip alacak tek insandın, gerçekliğin olmasa da hayalin yetişiyordu imdadıma... Sen hala yüreğimdeki; senin için yazdığım, sevgimi bir hattatın gösterdiği itinayla işlediğim mektubu okumamak için anlamsızca bir direniş sergiliyordun gerçekliğini de yanına alıp... Buna rağmen seni seviyordum desem yalan olur; seni sevmekten öte bir duyguyla seni yaşıyordum. Seni görebileceğim tek yer ve kaderin bizim için belirlediği buluşma noktamız olan okula değil, senin varlığını bilen yüreğimle sana geliyordum. Bir anda kendimi ortasında bulduğum mahşeri kalabalıklarda gözlerimin ilk ve tek aradığı insan sendin. Seni görmekten önemli bir şey yoktu o an... Yakamozun gülüşünü, yıldızın ışıltısını, ayın sadeliğini paylaştığı gözlerine bakmıştım sabaha kadar; hayalinin... Ama bana yetmemişti bütün bunlar... Ben gerçekliğinde sakladığın gözlerinin güzelliğini özlemiştim. Ve o gözlerinin güzelliğini görmeliydim, çünkü onlar her şeyi bana anlatıyordu ve hiç yalan söylemiyordu. Bazen bakışlarımız nasılda bir yerde buluşuyordu ve hasretle sarılıyordu birbirine... Her buluşmada kısada olsa mutluluğu yaşıyordu bakışlarımız, gözlerimizi birbirimizden kaçırarak o mutluluğu yıkıveriyorduk ve onların kendimizce belirlediğimiz beraberlikten daha fazla birlikte olmalarına izin vermiyorduk... İstemiyerek te olsa bir dahaki buluşmaya kadar ayrılmak zorunda bırakıyorduk onları... Yaşanılan kısa mutluluğun üstünde ayrılığın acımtırak rüzgarı geziniyordu. Ne isterdim biliyor musun; bir ömür gözlerine bakmak, bakışlarımızı o acımtırak rüzgarın serinliğinde bırakmamak ve ayrılığın mutluluklarına hiçbir zaman karışmamasını... Seni bekliyordum, günün ağarmasının üzerinden belirli bir vakit geçmesine rağmen erken sayılan zamanların ortasına tek başıma dikilmiş, bir gün dönecek umuduyla yaşayan ve gözlerini yollardan ayırmayan bir balıkçı karısının acaba bugün mü beklediğin gün dercesine beklediği gibi karmakarışık hale gelen duygularımla yollarını gözlüyordum her gün... Seni görünce, oyuncağını kaybetmişliğin çaresizliğinde kaybolmuş çocuğun; oyuncağıyla yitirdiği umudunu yeniden yeşerten, kaybettiklerine kavuşma sevincini yaşıyordum. Seni senden habersiz boyun büküşlerimde izlerken, tebessümünün yüzünde belirmesini görünce bende hayata gülümsüyordum. Sen giderken, senden ayrılmanın tarifsiz acısını bırakıyordun yüreğime, küçük bir bölümünü de gidişinle yaşadığım acıların zehirini taşıyan sigaramda, sensizliğin zehrini bırakıyordu dudaklarıma; kendisine seni örnek alarak... Sana olan sevgimi senin hayalinde yada gerçekliğinde değil de, herhangi bir gülün goncalaşmamış bedeninde bütünleştireydim, herhalde o sevgimin güneşinin verdiği sıcaklığıyla zamansız zamanlarda açardı... Ve kendisini delice seven, onu görmenin körüklediği aşk ateşinin ortasında aşkından yanıp tutuşan bülbüle vefasızlık etmemeyi öğrenirdi; sevgimin sıcaklığını yayan güneşten... Diğer güller vefasızlıklarından bahsettirmenin kısa ömürlü sevincini yaşarken, benim gülüm ise yaşadığı aşk ile dilden dile anlatılan ölümsüz aşkın kalıcılığıyla mutlu olurdu. Senin dikenlerin daha fazlaydı ve yüreğimi sevginin kırmızısına boyarken, ben senin o kırmızılığın içinden aldığın goncanı sevdim. Seni elime aldıkça gülüm, sadece ellerim değildi dikenlerinin bıraktığı kırmızılıktan nasibini alan, yüreğimdi de diyorum; ama sen yinede anlamıyorsun, anlamazlıktan geliyorsun... Sen; bu anlamazlıktan gelme rolünü oynaya oynaya, unutmaya çalışmama rağmen, unutmama izin vermek istemezcesine tekrar öğrettin, keşkeleri... Her cümlem yüreğimden gelen derin iç çekişlerimle bütünleşen keşkelerle başlar oldu. Keşke beni sevebilseydin, dış görünüşüme yani zarfıma bakmadan ve yüreğimde senin için yazdığım sevgi dolu mektubu okuyabilseydin. Keşke ellerim ellerinden gözlerim gözlerinden ayrılmasaydı, senin sayende unuttuğum uykuyla başımı dizlerine yasladığımda tekrar tanışsaydım ve sen yanımdayken, hasretle; senli olmanın mutluluğunu, sensiz anlarda bana yaşatan hayaline sarılabilseydim. Senin gerçekliğin yanında olsaydı da bende keşkelere hiç gebe kalmasaydım. Senin için katlanıyorum işte her şeye... Sen şu an yanımda olsaydın keşke. Karadeniz'i dinliyorum; bana keşkelerden nasıl vazgeçtiğini suskunluğunun çığlıklarıyla anlatırken, bende vazgeçebilir miyim diye düşünüyorum. Ama o insanların hep dövdüğünü düşündüğü sahile kavuştuğu anda yaşadıklarının mutluluğunun köpüklerinden derlediği çiçekleri sunmasından sonra vazgeçmiş, peki ya ben nasıl vazgeçeceğim? Benim sana sunduğum hediyem; Karadeniz'in köpüklerinden derlediği çiçeklerden daha değerli -ben aşkın altın tepsisinin içinde yüreğimi, kadehlerde aşk şarabını sunmama rağmen-, nedensiz vefasızlığın gömleğini giyiyorsun değil mi? Bana acı çektirmek sana dünyanın en büyük zevkini veriyor herhalde. Olsun, istediği kadar zevk versin, seni sevmekten vazgeçireceğini sanıyorsan yüreğime acıların tohumlarını dikmekle, yanılıyorsun, sevgim vereceğin acıları sarar be gülüm... Seni sevmekten vazgeçmek yerine, ömrümden vazgeçerdim. Acı da neymiş; sensizlikten başka bir şey değil ki benim için... Sensizlik dedim de, hayalin hemen geliyorum dedi ve gitti az önce, ve hala da geri gelmedi, merak ediyorum... Hiç bu kadar uzun ayrı kalmamıştım, bu kadar uzun sensizliğin hayalinsiz olan kısmını senli yaşamamıştım... Sana öylesine daldım ki, hayalin kıskandı, ondan gitti farkındayım... Ama korkuyorum, sensizliğin beni öldürüyor zaten, ya sensizliğin ortasında sensizliğimi unutturan hayalinsiz kalırsam?.. Ben ne yaparım?.. Döner elbet merak etme, o bensiz yapamaz, bende onsuz yapamam... Beni sensiz bırakacak kadar vicdansız olamaz, bilir çünkü yakamozun masum gülüşünü yüzünde taşıyışını ve gözlerindeki ışıltıyı görmeden hayatta kalamayacağımı. Döner, merak etme... Bekleyeceğim... Seni yıllardır beklediğim gibi bekleyeceğim... Bir gün, bir gün sana kavuşacağım ve o gün belki de son nefesimi kollarında vermek nasip olacak... Ben o gün toprak olsam da, yüreğinin sevda tarlalarında açan vefasızlıktan habersiz gonca güller gibi yeşererek sana geri döneceğim... Beni bulamasa da hayalin ruhumu bulacak o güllerde ve o da bana dönecek... Ne olur, vefasızlığın siyahını çıkart üstünden ve aşkın göz kamaştıran ve sana da çok yakışan maviliğini giy de gel yanıma... Artık sessizliğimin çığlığını duy ki; sana olan sevgimin suskunluğunun nasıl bir feryada dönüşüp beni helak ettiğini gör ve yüreğinde kısa bir zaman içinde olsa yaşa! O zaman beni anlarsın... Sabah gerçek yüzünü dağların ardından gösterdi işte... Sen tanın kızıl saçlarını göremedin ama ben senin için okşadım ve kızıllığını izledim... Güneşin çocuklarının dansını görmeden açacaksın gözlerini, sen uykularının rüyalarını terk ederken ben senli rüyalara dalacağım. Sana yüreğimi sundum, yüreğimi tuttun ellerinde, kaldır kafanı sen bunları okurken sevdiğim, ben sana doğru geliyor olacağım, bakışlarım bakışlarını özledi, hadi kaldır kafanı da bak bana... Ama sen benden bile habersizsin, sevgimi istemiyorsun belki de, senin duyman için haykırdığım sessiz feryadım seni üzüyormuş. Bir daha haykırmadım üzüldüğün haberini alınca... Bir sana sevgi dolu sözcüklerimi yollamadım bana senin kokunu getiren rüzgarlarla... Mutluluk yağmurlarında şemsiyeni açma ne olur ve bana dön artık hayalinle beraber... Bak mutluluk kollarını açmış bizi bekliyor. Hadi onu daha fazla bekletmeyelim sevdiğim... Bana gelirken de bir tek şeyi bilmeni istiyorum her nefes alışımda sen gizlisin, seni yaşıyorum her an ve seni delice seviyorum...
Golge isimli Üye şimdilik offline konumundadır Alıntı ile Cevapla
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
albak
KatıLımcı Üye
KatıLımcı Üye
avatar

Mesaj Sayısı : 446
Doğum tarihi : 22/07/95
Yaş : 22
Nerden : van
İş/Hobiler : ögrenci/cahat yapmak
Lakap : ciciş
Başarı Puanı :
0 / 1000 / 100

BağımLıLık. :
0 / 1000 / 100

Kötü İtibar :
0 / 1000 / 100

Kayıt tarihi : 20/12/08

MesajKonu: Geri: SEvgiLiye Mektup1   C.tesi Ara. 27, 2008 5:03 pm

paylasım için saol
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör http://www.sanalika.com
 
SEvgiLiye Mektup1
Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası
 Similar topics
-
» Buyuklerden Anlamlı Sözler

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
Fırat Çöloğlu Resmi Web Sitesi :: Kişisel Bölüm :: Ask Ve Sevgi-
Buraya geçin: